ALMAN-SOVYET PAKTI 1- Almanya, bir süreden beri
Avusturya'yı ilhak etmek istiyordu. Hitler, bunu önce Avusturya
Nazileri aracılığıyla gerçekleştirmek istemiş, bunda başarı
sağlayamayınca da baskı yoluna sapmıştı. Sonuçta da, 11 Mart 1938'de,
Alman orduları Avusturya'ya girerek ülkeyi işgale başladı ve ertesi
günü Viyana'ya girdi. 13 Mart 1938 günü de Almanya ile Avusturya'nın
birleştiği açıklandı. Böylece Almanya, Versailles ve St. Germain
Andlaşmaları ile üye devletlerin bağımsızlıklarını ve toprak
bütünlüklerini garanti eden Milletler Cemiyeti Yasası'nın ilgili
hükümlerini, ortadan kaldırmış oldu.
Bu şekilde
Avusturya, Almanya'nın bir parçası haline geldi. Buna karşı, diğer
büyük Avrupa devletleri hiçbir girişimde bulunmadılar. Bu birleşmenin
sonucunda ise, Avrupa güçler dengesi Almanya lehine oldukça bozuldu.
Avrupa'nın siyasi haritası, 1919'dan beri ilk defa olarak kuvvet
yoluyla, fakat bir savaşa neden olmadan ve kan akıtılmadan değiştirildi.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Avrupa'da meydana gelen bu ilk
büyük değişiklik; Almanya'yı, bazı devletlerle komşu haline getirdi,
bazı devletlerle olan sınırlarını da uzattı. Nitekim Almanya, Avusturya
ile birleşmesi sonucunda, Macaristan, Yugoslavya ve İtalya ile doğrudan
doğruya komşu oldu. Çekoslovakya ise yarı yarıya Almanya tarafından
kuşatılmış duruma girdi.
Avrupa kıtasındaki bu diplomatik ve
coğrafi değişiklik, Almanya'yı aynı zamanda Orta Avrupa'da da etkili
hale getirdi. Nitekim Almanya, bundan sonra Çekoslovakya üzerine daha
çok eğilmeye başladı.
2- Çekoslovakya, Birinci Dünya
Savaşı'ndan sonra kurulan devletlerdendi ve Südetler bölgesinde 3.5
milyon kadar Alman vardı. Bunlar daha ilk anlardan itibaren
Çekoslovaklarla çatışmaya girmişlerdi. Almanya'da Nazizmin gelişmesiyle
de örgütlenmeye başlamışlardı. Südet Almanları, Avusturya ile
Almanya'nın birleşmesinden sonra ise, daha da güçlendiler. Nisan
1938'de, kendilerinin hukuki kişiliklerinin tanınmasını, oturdukları
bölgelerin sınırlarının çizilmesini ve özerklik verilmesini istediler.
Prag Hükümeti, ülkenin parçalanmasına yol açacak bu istekleri kabul
etmeye yanaşmadı.
3- Almanya, bütün gücüyle Südet
Almanlarını destekliyordu. Çekoslovakya da çıkarlarını, özellikle
Fransa ve Rusya'ya güvenerek savunabileceğini sanıyordu. Bu nedenle bu
anlaşmazlık, iç politika alanından devletlerarası alana kaymış
bulunuyordu. Böylece Südet Almanları konusu, bir Avrupa sorunu haline
geldi.
Çekoslovakya'nın, Südet Alınanlarının isteklerini
kabul etmeye yanaşmaması üzerine, Almanya ile olan ilişkileri
gerginleşti. Almanya, Çekoslovakya sınırına asker yığmaya başladı. Bu
da Avrupa'daki gerginliği daha da çoğalttı ve İngiltere, Fransa,
Rusya'yı harekete geçirdi.
4- Fransa 1924'te, Sovyet Rusya
da 1935'te Çekoslovakya ile birer ittifak yapmışlardı. Fransa, bu
ittifak gereğince yardıma geçmek için, İngiltere'nin de harekete
geçmesini istiyordu. Fakat İngiltere, böyle bir yardıma hemen kalkışmak
istemeyince, o da İngiltere'yi izledi. Sovyet Rusya da, yardım için
Polonya ve Romanya'dan geçiş istedi. Bu iki devlet bunu kabul
etmediler. Böylece üç devlet, Çekoslovakya'ya fiili bir yardım
yapamadılar. Bunun üzerine, İngiltere'nin girişimi ile sorunun barışçı
yolla çözümlenmesine çalışılındı.İngiltere Başbakanı Chamberlain, 15
Eylül 1938'de, Almanya'ya giderek Hitler ile görüştü. Hitler, Südet
Almanları üzerindeki isteklerinden vazgeçemeyeceğini ve gerektiğinde
savaşı göze aldığını bildirdi. Bunun üzerine Chamberlain, Berlin ile
Prag arasında arabuluculuk yapmayı kabul etti. Londra'ya dönüşünden
sonra da, İngiltere'ye gelen Fransız Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile
görüştü. Bu iki devlet, Südet bölgesinin Almanya'ya terkini kabul
ettiler ve 19 Eylül'de bu kararlarını Çekoslovakya'ya bildirdiler.
Bunun kabul edilmemesi halinde de Çekoslovakya'yı artık
desteklemeyeceklerini bildirdiler. Bunun üzerine Çekoslovakya Hükümeti,
bu öneriyi kabul etmek zorunda kaldı.
5- Ancak bu defa,
Almanya isteklerinin kapsamını genişletti ve Çekoslovakya'dan,
Macaristan ve Polonya'nın yaptığı istekleri de desteklemeye başladı. Bu
durum karşısında Çekoslovakya genel seferberlik ilan etti. İngiltere ve
Fransa savaş hazırlıklarına başladı. İtalya, Almanya'yı destekledi¬ğini
açıkladı. Sovyet Rusya da Çekoslovakya'ya yardım edeceğini bildirdi.
Almanya 23 Eylül'de Südet bölgesinin kendisine teslim edilmesini
istedi. Böylece Avrupa genel bir savaşla karşı karşıya geldi.
6- Bununla beraber İngiltere ve Fransa, sorunun görüşme yoluyla
çözümlenebileceği görüşünü korumaktaydılar. Bunun için de Mussolini'den
arabuluculuk yapmasını istediler. Nitekim bu girişimin sonucunda;
Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere arasında, 29 Eylül 1938'de Münih
Konferansı toplandı. 30 Eylül'de sona eren bu konferansta, Südet
bölgesinin Almanya'ya verilmesine, Çekoslovakya'nın yeni sınırlarının
saptanması için bir uluslararası komisyonun kurulmasına, buna karşılık
yeni Çekoslovakya sınırı için İngiltere ve Fransa tarafından garanti
verilmesine karar verildi. Ayrıca, Çekoslovakya'daki Polonyalı ve Macar
azınlıkları sorunu çözümlenince, Almanya ve İtalya da Çekoslovakya'ya
yeni sınırları için garanti verecekti16.
7- Bu suretle
Münih Konferansı ile, Çekoslovakya sorunu çözümlenmiş ve dört büyük
devlet arasında bir anlaşmanın temeli atılmış gibi göründü. Bu da,
Avrupa'da barışın süreceği şeklinde yorumlandı.Ancak bu ümit dönemi
fazla sürmedi. 2 Ekim 1938'de, Polonya, Çekoslovakya'nın bir bölümünü
işgal etti. Almanya ve İtalya'nın aracılığıyla 2 Kasım 1938'de
Çekoslovakya ve Macaristan arasında yapılan bir anlaşmayla
Çekoslavakya, bir kısım toprağını da Macaristan'a verdi. Böylece, Münih
Konferansı'nın üzerinden iki ay geçmeden, bu devlet parçalanmış oldu.
Bu duruma da İngiltere ve Fransa seyirci kaldılar. Bu ise, Almanya ile
İtalya'nın, yayılma ve genişleme emellerini gerçekleştirmek için
çalışmalarına hız vermelerine neden oldu. Diğer taraftan Sovyet Rusya,
Çekoslovakya sorununda, İngiltere ve Fransa'nın tutumundan ve
kendisinin Münih Konferansı'na çağırılmamasından dolayı, bu devletlerle
olan ilişkilerinde değişiklik yapmaya başladı.
8- Bu
arada Almanya İngiltere'den sömürge, İtalya da Fransa'dan Nice, Savoie
ve Tunus'u istemeye, Korsika üzerinde hak iddia etmeye başladı. Böylece
Almanya ile İngiltere, Fransa ile İtalya daha çok karşı karşıya
gel¬diler. Bozulan ilişkiler sonucunda İtalya ve Fransa arasında
1935'te yapılmış olan anlaşma, 22 Aralık 1938'de, karşılıklı olarak
feshedildi. Diğer yandan Almanya'nın tutum ve davranışları, Amerika
Birleşik Devletleri'ni Avrupa'ya doğru yaklaştırmaya başladı. İngiltere
ve Fransa, bundan da yararlanarak, Almanya ile İtalya'ya karşı daha
sert bir tutum içine girdiler. Bunlara karşılık Almanya, 15 Mart
1939'da Çekoslovakya'yı işgal etti. Bu da iki taraf arasındaki
ilişkileri daha da gerginleştirdi.
9- Almanya, Südetleri almakla,
"Hayat Alanı"politikasını gerçekleştirme yoluna girmişti. Halbuki Çekoslovakya'nın
bütünü Alman değildi. Bu da, Hitler tarafından izlenen yayılma alanı
politikasının sınırsız olduğunu gösterdi. Bu nedenle Batılı devletler,
Almanya'ya karşı daha kesin durum aldılar. İngiltere, Fransa ve Sovyet
Rusya, 19 Mart 1939'da Berlin'e bir nota göndererek Çekoslovakya'nın
işgalini protesto ettiler. Almanya, buna aldırmayarak, bu defa, 23 Mart
1939'da Litvanya'dan Memel'i aldı ve işgal etti. Bundan sonra da gözünü
Polonya'ya dikti ve Ondan Danzig'i istemeye başladı. Bunun üzerine
İngiltere ve Fransa, 31 Mart 1939'da Polonya'ya bağımsızlığı ve toprak
bütünlüğü tehlikeye girerse yardım edeceklerine dair garanti verdiler.
10-Diğer
yandan İtalya, bu sıralarda Dalmaçya kıyılarına göz dikmiş,
Arnavutluk'u almak istiyordu. Almanya, İtalya'yı daha çok kendi yanına
çekebilmek için, bunu olumlu karşıladı. İtalya da çok geçmeden 7 Nisan
1939'da Arnavut-luk'u işgale başladı. Bu ise, Balkanlar'da ve Doğu
Akdeniz'de İtalyan tehlikesinin daha açık olarak belirmesine ve yeni
gelişmelere neden oldu.
11- Balkanlar'da ortaya çıkan yeni
durum karşısında İngiltere ve Fransa, 13 Nisan 1939'da Yunanistan ile
Romanya'ya garanti verdiler. İngiltere, bunu yeterli saymayan Türkiye
ile de 12 Mayıs 1939'da karşılıklı yardımı öngören bir yardım
deklarasyonu imzaladı.
12- Batılıların bu girişim ve
davranışlarına karşı, Almanya ve İtalya arasında da, 22 Mayıs 1939'da,
karşılıklı yardımı öngören bir dostluk ve ittifak anlaşması
imzalandı.Böylece, bir yanda Almanya, İtalya ve müttefiklerinden, diğer
yanda İngiltere, Fransa ve müttefiklerinden meydana gelen başlıca iki
blok oluşmuş ve bunlar karşı karşıya gelmiş oldular.
Bu tarihlerde
İngiltere ve Fransa, Sovyet Rusya'nın da katılması ile bir ittifak
cephesi kurmak istiyorlardı. Ancak aralarındaki görüş farkları bunun
gerçekleşmesine meydan vermedi. Bu konuda üç devlet arasında görüşmeler
sürerken de, 23 Ağustos 1939'da, Almanya ile Sovyet Rusya arasında bir
"Saldırmazlık Paktı"nın yapıldığı açıklandı.
Bu Pakt'a göre:1-Almanya ve Rusya, tek olarak veya diğer devletlerle ortaklaşa birbirlerine karşı her türlü saldırgan hareketten kaçınacaklardı.
2-Taraflardan birisi üçüncü bir devletin saldırısına uğrarsa, diğer taraf hiçbir şekilde bu üçüncü devleti desteklemeyecekti.
3-Taraflar,
ortak çıkarlarına değinen konular hakkında karşılıklı bilgi edinmek
üzere, sürekli olarak birbirleriyle temas halinde kalacaklardı.
4-Taraflardan hiçbiri doğrudan ya da dolaylı olarak diğer taraf aleyhine yönelik bir devlet gruplaşmasına katılmayacaktı.
5-Andlaşmanın süresi on yıl olacaktı.
Almanya, bu suretle Rusya'nın tarafsızlığını da sağladıktan
sonra, Polonya üzerindeki baskısını çoğaltmaya başladı. 29-30 Ağustos
1939 gecesi, Polonya'dan Danzig serbest şehrinin kendisine geri
verilmesini, Koridor bölgesi için plebisit yapılmasını, seferberliğin
kaldırılmasını ve bu konulan görüşmek üzere bir Polonya temsilcisinin
30 Ağustos günü Berlin'de bulundurulmasını istedi.
13-Polonya,
geleceğini Berlin'de yapılacak görüşmelere bağlayan bu ağır istekleri,
prensip olarak kabul etti ve Berlin'deki büyükelçisini bu işle
görevlendirdi. Ne var ki Polonya büyükelçisi, Alman yetkilileri ile
ancak 31 Ağustos 1939 akşamı temas kurabildi.Almanya bu durumu,
Polonya'nın istenen temsilciyi göndermemesi şeklinde yorumlayarak,
Polonya tarafından isteklerinin reddedildiğini açıkladı. Ertesi günü, 1
Eylül 1939'da, Alman birlikleri savaş ilan edilmeksizin Polonya
sınırlarını aşarak bu topraklan işgale başladı.
Almanya'nın
bu girişimi karşısında İngiltere ve Fransa, Almanya'dan askeri
harekâtını durdurmasını, birliklerini Polonya'dan geri çekmesini
istediler. Fakat bir cevap alamadılar. Bunun üzerine İngiltere ve
Fransa, 3 Eylül 1939'da Almanya'ya savaş ilan ettiler. Böylece de
İkinci Dünya Savaşı başlamış oldu.
Avrupa'da ve Uzakdoğu'da Meydana Gelen Gelişmelerin Sonucunda:*1937’de Japonya, Çin’e karşı topyekûn bir savaş başlattı.
*Bir
yıl sonra Almanya, Avusturya’yı işgal etti; ardından da Çekoslovakya’da
Alman asıllıların çoğunlukta olduğu Südet bölgesi üzerinde hakkı
olduğunu ileri sürdü.
*İngiltere ve Fransa, Çekoslovakya’yı
Hitler’in bu isteğine boyun eğmesinin yararlı olacağına inandırdı ve
Eylül 1938’de yapılan Münih Antlaşması’yla bölge Almanya’ya bırakıldı.
*6 ay sonra Hitler başkent Prag’ı bombalayacağını söyleyerek gözdağı verince Çekoslovakya Almanya’nın boyunduruğuna girdi.
*Almanya’nın
sonraki kurbanı 1. Dünya Savaşı’nın ardından bağımsız bir devlet olarak
yeniden kurulan Polonya’ydı. İngiltere ve Fransa bu kez Alman
saldırısına karşı Polonyalılara yardım edecekleri konusunda kesin
güvence verdiler. Almanya, Polonya’ya saldırınca da 2. Dünya Savaşı
başlamış oldu.
YATIŞTIRMA POLİTİKASIYatıştırma
politikası, İkinci Dünya Savaşı'na giden dönemde İngiltere Başbakanı
Neville Chamberlain'le özdeşleşen politikaya verilen isimdir.
Appeasement politikası olarak da adlandırılır.
Chamberlain Hitler'in
esas ilgi alanının doğuda olduğuna inandığı için Komünist SSCB'ye karşı
kendileriye ittifaka gireceğini, hatta bir Hitler'i Sovyet topraklarına
yöneltebileceğini umut etmiş, Çekoslovak toprağı olan Südetlerin
Almanya'ya verilmesinden sonra daha önce Bismarck'ın yaptığı gibi
Hitler'in de artık kazandıklarını elinde tutmaya çalışacağını ummuştu.
Fakat, Bismarck'dan çok Napoleon'a benzeyen Hitler, durmak bir yana
taleplerinde daha da fütursuzlaştı.
29 Eylül 1938 tarihinde büyük
devletlerin Südetleri Almanya'ya verme kararı almasına yol açan Münih
Anlaşması, yatıştırma politikasının doruk noktasıydı. Konferanstan
dönen Chamberlain uçaktan indiğinde "Size bugün onurlu bir barış
getirdim" diyecekti. Fakat 15 Mart 1939'da Almanya hiçbir Almanın
yaşamadığı Çekoslovakya topraklarının geri kalanını işgale başlayınca,
yatıştırma politikasının bittiğini ilan etmek zorunda kaldı. Takibeden
haftalarda İngiltere Polonya'ya garanti verdi ve ciddi savaş
hazırlıklarına başladı. Ancak, büyük bir savaşı önlemek için geç
kalınmıştı.
Chamberlain'in bu yatıştırma politikası, bazı üst
rütbeli Alman subaylarının komplo planlarıyla ters yönde işlemiştir. Bu
Alman subayları, Almanya'nın Çekoslovakya'ya askeri bir müdahelede
bulunmasının, İngiltere, Fransa ve S.S.C.B. ile Çekoslovakya arasındaki
antlaşmalar gereği bir Avrupa savaşına yol açacağını biliyorlardı.
Böyle bir savaşın Almanya'nın yıkımına neden olacağını öngörmek
açıktır. Bu yıkımı önlemenin yolu ise Hitler'i durdurmaktır. Bu
subaylar, bu gerekçelerle Hitler'e karşı bir askeri darbe
planlamaktaydılar. Ancak böyle bir girişim, bir Avrupa savaşı
tehlikesinin gerçek olmasına bağlıdır. Eğer söz konusu ülkeler,
Almanya'nın Çekoslovakya'ya yönelik askeri bir harekatına göz
yummayacaklarını belirtecek olurlarsa, bir Avrupa savaşı tehlikesi var
olabilecektir.
Olayların gelişi ise bu yönde olmuştur.
Chamberlain'in yatıştırma politikası, komplocuların gerekçelerini
ortadan kaldırmış ve onları bu girişimden vazgeçmek durumunda
bırakmıştır.